ANA
9/9/2006 · Kategori: Roman
1.Metnin içeriğine yönelik inceleme
a)Konu ve Tema
Maksim Gorki’nin bu kitabında ana konu devrimci düşünce ve devrimci mücadele denebilir. Uyandırılmak istenen ana düşünce ise halkın kendi acılarına bakarak, nedenini inceleyerek biraz da cesaretle kendini savunabilecek onu ezenlere baş kaldırabilecek duruma gelebileceğidir. Bu düşünceyi aşılamak içinse bu yolda yoldaşlarıyla mücadele veren bir oğlu olan, kendine bir zarar gelmediği sürece (hatta bazen geldiğinde de) sesini çıkarmayan, hakkını arayamayan bir kadının, oğlunun ve çevresinin etkisiyle insanların acısını algılayan ve onları uyarmaya, uyandırmaya çalışan bir savaşçı haline gelmesi anlatılmaktadır.
"İnsan, onurlu bir kelimedir," diyor Maksim Gorki, yalancı ve pasif bir insanlık adına insana acımak yerine; saygı duymak,onun yaşamı yeniden biçimlendirme yeteneğine inanmak, onu buna yönlendirmek gerektiğini vurguluyor. Gorki'ye göre insan çevresini değiştirirken kendisi de değişirse, kaderini halkın kaderiyle birleştirir, onların özgürlük ve mutluluk uğruna mücadelesine katılırsa, 'dünyaya yeniden gelir' ve kelimenin en gerçek anlamıyla insan olur. Dünyanın birçok ülkesinde, milyonlarca insan için başucu kitabı olan ve sosyalizmin temel dayanaklarından biri olan Ana romanında bu tema en güçlü anlatımına kavuşmaktadır.
b)Mekan ve Çevre
Roman; Rusya’da, içinde bir fabrika barındıran, halkın vaktini çalışarak ve içki içerek geçirdiği bir kasabada başlar. Devamında ise ananın taşınmak zorunda kalmasıyla anaya korkutucu gelen, insanların birbirlerini daha belirgin olarak ezdikleri bir kent ve ağalık düzeninin hakim olduğu, insanların karşı geldikleri için dövüldükleri, yok edildikleri köyler romandaki olayların arka planını oluşturur.
Kişiler arası diyaloglar daha çok ananın veya çevresindeki insanların evlerinde ve bu gibi kapalı mekanlarda geçerken romanın akışını sağlayan tutuklanma gibi temel olaylar genelde gösterilerin yapıldığı açık mekanlarda gerçekleşmektedir.
Not: Romanda yer kavramı açıkça verilmemiştir. Yer ismi olarak sadece Rusya kullanılmıştır.
c)Zaman
Yazar romanda zaman tam olarak belirtmemiştir, ancak olayların 1905 Rus Devrimi zamanında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Gorki bu romanında da diğer eserlerinde olduğu gibi sadece devrimden öncesini ele almıştır. Zaten Gorki’nin temel amacı devrimden sonra gelecek parlak günleri değil, devrim için nasıl bir ruh haliyle mücadele verilmesi gerektiğini göstermektir. Olayların oluşum süresi de tam olarak belli değildir. Yalnız romanın akışından bir yada iki yıl kadar bir sürede gerçekleşen olayların anlatıldığını tahmin ediyorum.
Gorki’nin bu romanında 1902 yılı işçi bayramında tutuklanan ve yargılanarak sürgün edilen gençlerin temel oluşturduğunu göz önüne alırsak devrimden sonra hala çok tehlikeli olan ortamda belki de zor durumda kalmamak veya kimseyi zan altında bırakmamak için kesin olarak yer ve zaman belirtmediği düşünülebilir.
d)Olay Örgüsü
“Ana”, olay örgüsü bakımından Gorki’nin en çok eleştirildiği kitaplardan biridir. Bu eserinde Gorki’nin aynı dönemde yazdığı “Foma Gordayev” eserinde olduğu gibi, olaylardan ziyade kendi fikirlerini romandaki bazı karakterlere yükleyerek devrimcilerin nasıl davranmalarını gerektiğini anlatmaya, aşılamaya çalışmış ve gençleri sosyalizme kazandırmayı amaçlamıştır.
Olaylar basit ve sayıca azdır. Nilovna adında bir kadının sürekli içki içip karısını döven, çevresi tarafından fazla sevilmeyen kocasının ölümüyle başlar. Daha sonra Nilovna devrimci oğlu Pavel ve onun arkadaşlarıyla yaşamaya başlar. Oğlu fabrikadaki bir eyleme önderlik eder ve hapse girer. Çıktıktan sonraysa 1 mayıs gösterilerine katılır ve tekrar hapse girer. Uzun süre tutuklu kaldıktan sonra yargılanıp sürülür. Mahkemeden sonra Nilovna da yakalanır ve roman sona erer. Romanın başından itibaren ananın etrafındaki mücadelecilerden bazıları sürülüyor, yakalanıyor veya ölüyordu. Zaten romana olaylar değil diyaloglar ve ananın düşünceleri, yorumları hakimdir.
Not: Romanın olay örgüsü daha detaylı olarak özet bölümünde incelenecektir.
e)Kişi, Karakter ve Tipler
Pelageya Nilovna Vlasova (Ana):
Romandaki ana kişilerden biri ve en önemlisidir. Roman boyunca olaylar ve diyaloglar onun etrafında gerçekleşmekte yazar onun fikirlerine, gözlemlerine birinci veya üçüncü tekil şahıs ağızdan yer vermektedir.
Palegeya bir tiptir ve her tip gibi bazı belirgin özelliklere sahiptir. Bunlardan ona en çok hükmedenler (romanın sonlarında) davaya olan tutkusu, insanlara duyduğu sevgi ve onlardan gelen pozitif ve negatif enerjileri kolaylıkla algılamasıdır. Bunların hepsinin üstünde ve onun karakterden çok bir tip olmasına neden olan özellik ise oğluna olan inanılmaz sevgisidir. Bu sevgi o kadar yoğundur ki etrafındaki herkesi ve her olayı buna bağlı değerlendirmesini, ne olursa olsun en üste her zaman oğlunu koymasını sağlıyordu. Ancak bu sevgi diğer özellikleriyle bir çatışma halinde değildir, tersine oğlunun da devrim yolunda çalışması nedeniyle onları destekler niteliktedir.
Başlangıçta Pelageya’nın kocası onu sürekli dövüyor, onu kendine hizmet etmesi için zorluyordu. O ise bu durumdan şikayetçi olmakla beraber kaderci bir tavırla hareket ediyor, tüm bunlar ona kendisinin çekmesi gereken acılarmış gibi geliyordu. Bunun ana sebebi çevresindekilerin de buna bir tepki vermemesiydi. Ana bu bölümde bir tipten çok karakter niteliklerine sahiptir.
Kısaca kitabı ananın karakteri bakımından ikiye ayırabiliriz. Birinci kısımda vurdumduymaz bir karakterken ikinci kısımda etrafına duyarlı, zeki ve sevgi ve eylem bakımından daha verici bir tip olur. Onda değişmeyen tek şey oğluna olan sevgisidir. İlginçtir ki bu, değişiminin temelini oluşturur.
Pavel Vlasov
Pavel Vlasov Gorki’nin bu kitapta vurguladığı en önemli tiplerden biridir. Bu tiple, sosyalizm ruhu taşıyan gençlerin içlerinde duydukları istenci akıllı bir gerçekçilikle yontarak devrimcilerin takınması gereken tavrı göstermeye çalışmıştır. Pavel sert görünüşlü düşüncelerini etkileyici bir şekilde aktarabilen, dava uğruna herşeyinden hatta sevgilisi Aleksandra’dan (Saşa, Saşenka) bile vazgeçen bir tiptir. Pavel’in yandaşlarına ve düşmanlarına verdiği cevaplarda gerçekçilik ve mücadele hırsı kolayca anlaşılmaktadır.
Gorki’nin yarattığı olan bu tip, kendine güveni yüksek gururlu kendini ve düşüncelerini karşısındaki ne kadar güçlü olursa ezdirmeyen onlara karşı dimdik ve edalı tavırlarla hareket eden bir kişiliğe sahiptir. Öyle ki tutuklandığı sırada bile Pavel hiçbir şekilde askerlerin suyuna gitmez, onların acizliklerini, köleliklerini kendi yüzlerine vurur. Düşüncelerinin sağlam ve temelli olması ve buları iyi, etkileyici bir biçimde aktarabilme yeteneği beraberinde liderlik özelliğini de ortaya çıkarıyor. Pavel her girdiği ortamda saygı görür, en yaşlı ve bilgeler bile onu dinler, hapishanede ve dışarıda yandaşlarının istemeden de olsa lideri konumunu alır. Gurur, gerçekçilik ve liderlik Pavel tipini biçimlendiren en önemli özelliklerdir.
Pavel çevresine karşı o kadar ciddi ve gerçekçi bir tavır sergiler ki bazen annesinin şefkatini bile tersler ve onu kırar. Ancak kitabın ortalarına doğru Andrey’in onu uyarmasıyla annesinin değerini daha iyi anlar ve ona karşı daha sevgiyle yaklaşır. Bir bakıma, bu noktada Gorki bu sert, dirençli tipin mayasına şefkati de katarak ideal sosyalistini yaratır.
Andrey (Sorgucu)
Pavel ve Ana’nın en yakın arkadaşı, yoldaşı olan Andrey romandaki son ana karakterdir. O da ana ve Pavel gibi, bir tiptir. Yine o da mücadeleci, sakin, etrafını iyi gözlemleyen ve akılcı bir kişiliğe sahiptir. Fakat onu Pavel’den ayıran en önemli özelliği gerçekçi olduğu kadar hayalci de olmasıdır. Öyle ki çoğu zaman gelecek güzel günleri düşünerek hayallere dalar ve davasından uzaklaşır. Bir başka önemli özelliği ise şefkat ve sevgisini açık açık gösterme isteğidir Pavel’e göreyse bu ancak mücadelenin sonunda yapılmalıdır. Pavelin bu düşüncesi nedeniyle her ikisi de sevgililerinden ayrı yaşamaktadırlar. Fakat, Andrey tipinin üzüntüsü daha belirgindir.
Bu romanın en ilginç yönlerinden biri diğer romanlarda olduğunun tersine iyi ve ana kişilerin tip olmasıdır. Birçok yazar insanların kötü özelliklerini göstermek ve insanların ana karakterleri daha yakın bulmaları için romanlarındaki kötü kişileri tip halinde, ana kişileri ise karakter halinde verir. Bu romanda ise tam tersine ana karakterler sağlam tipler iken onların yanında ve karşılarındaki kişiler insanların acıma, egoistlik, sevgi, güç arzusu gibi tüm insanlardaki özelliklere sahipler. Bundan ise Gorki’nin “Ana”yı, eleştirmek yerine yönlendirmek üzere yazdığı anlaşılmaktadır.
f)Özet
Nilovna Rusya’nın bir kasabasında yaşayan bir işçi eşidir. Kocası onu evde sürekli kullanıyor ve oldukça sık döverdi. Kasabadaki diğer evlerdeki durum da pek farklı değildir. Kasabada kimse birbirine yakın değildir. Herkes birbirini nedensiz bir kinle izlemektedir. Kocasının ölümüyle Nilovna’nın tek yakını oğlu Pavel kalır. Pavel içki içmeyi dener, içki pek hoşuna gitmez. Sonraları ise kendini sosyalizme verir ve boş zamanlarında bol bol kitap okumaya, arkadaşları ile bazı toplantılara katılmaya başlar. Ana ise endişeli ve biraz da meraklı bir halde onları izlemektedir. Onu en çok endişelendiren onların Hıristiyanlık hakkındaki düşünceleri ve oğlunun yakalanma ihtimalidir. Önce onlarda kalmaya başlamış olan Andrey, sonraysa oğlu tutuklanır. Oğlunun tutuklanmasındaki en büyük etken oğlunun fabrika müdürüyle yaptığı tartışma ve ortaya çıkan bildirilerdir. Oğlunun hapse girmesinden sonra bir arkadaşının tavsiyesiyle Nilovna fabrikada bir işe girer ve bildirileri içeri sokarak onların devamlılığını sağlar. Bu sıralarda Andrey de hapishaneden çıkar ve Ana’ya gizliden gizliye okuma yazma öğretmeye başlar. Bu sayede Ana’nın Andrey’e duyduğu sevgiyi ve güveni artar. Ayrıca Ana oğlunun kendine hiç söylemediği bazı yanlarını Andrey’den öğrenir. Oğlunun Saşa’yı sevdiğini fakat dava uğruna evlenemediğini öğrenmesi, özellikle bunu başka birinden duyması iyice moralini bozar.
Pavel hapisten çıktıktan sonra da evlerine yapılan baskınlar devam eder. İspiyoncu Isay’ın öldürülmesinden sonra daha da sıklaşır. Fakat herhangi bir tutuklama olmaz. Bu sırada, Pavel ve arkadaşları 1 Mayıs hazırlıklarına devam etmektedirler. Ana, Pavel’in işçi bayramında bayrağı taşıyacağını öğrenir bu ise Pavel’in tutuklanıp kürek yada sürgün cezasına çarptırılacağı anlamına gelmektedir. Ana daha bilinçli olmasına rağmen, Pavel’in bu inadını saçma bulmaktadır. Ama oğlunu vazgeçiremeyeceğinin farkındadır. 1 Mayıs’ta bildirilerin de etkisiyle herkes sokaklara dökülür ve yürüyüşe geçerler. Askerle karşılaşılınca ise grupta Pavel, Andrey ve birkaç yoldaş kalır. Askerler onları yaka paça yakalayıp hapsederler.
Kendisi için en iyisinin kente gitmek olduğuna karar verilir. Kentte, Nikolay isminde bir gencin yanında kalmaya başlar. Fakat eskisi gibi boş boş evde oturmak değil, fabrikada olduğu gibi dava için, oğlu için bir şeyler yapmak istemektedir. Oğlunun arkadaşı olan Rıbin isimli birinin kasabadayken köylere gidip onları uyaracağı bilinmektedir. Rıbin efendi takımına büyük kin duymaktadır. Pavel ve Andrey ise devrimin kansız bir şekilde yapılması taraftarıdırlar ve Rıbin’in halkı isyana sürükleyeceğini düşünmektedirler. Pavel ve arkadaşları hem bu kini kıracak hem de insanları, ezenlere karşı uyaracak bildiriler yayınlamayı planlarlar. Ana görevi üzerine alır. Köylere giderek, Rıbin’e kitap ve bildiri taşımaya başlar. Bu sayede dağıtımda Rıbin’den de faydalanmış olurlar. Ana Rıbin’in insanın sinirini bozan sözlerini sevmemekle beraber onun insanların acılarını gördüğünü ve halk için çalıştığının farkındadır.
Bu gezilerden birinde köyde çalıştığı fabrika tarafından adeta kanı emilmiş hasta bir gençle tanışır. Bu gencin anlattıkları henüz kafasında canlandıramadığı sömürülmenin canlı kanıtıdır, artık kendini işine daha fazla vermeye başlar. Bu, Nilovna’nın gördüğü burjuvazi tarafından çürütülmüş ilk kişiydi. Daha sonraları sürekli evlerine gelen bir yoldaşın zatüreye yenik düşmesine, bir başkasının kafasının kılıç kabzasıyla acımasızca ezilmesine şahit olur. Köye gittiği günlerden birindeyse Rıbin’in polislerce acımasızca dövüldüğünü görür. Bu tecrübelerin etkisiyle burjuvazinin gücünün yine halktan geldiğini, halkı halka kırdırarak insanları korkuttuğunu fark eder. Bu kafasındaki, halkı bilinçlendirmenin bir çözüm olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Ayrıca bu tür tecrübeler kazanması ve inancının artması, kendine güvenilir ve içten konuşmalar yapabilmesine yardımcı olur. İnsanların kendisini dinlemeye başlaması ve onları etkileyebildiğini görmek Nilovna’nın çok hoşuna gider.
Mahkeme günü gelir. Ana; mahkemeden çok korkmakta savcının ve yargıcın, sorgulayıcı ve aşağılayıcı sorular sorup oğluna hakaret edeceği fikrini bir türlü kafasından atamamaktadır. Mahkeme ananın düşündüğü şekilde gitmez. İlk bölümde savcı yalnızca onları bazı yüzeysel laflar kullanarak suçlar. Ana Oğlu ve arkadaşlarının ise pek korkmadıklarını kolayca anlar. Oğlu Rusya’da büyümekte olan kapitalist düzenden ve insanların sömürülmesini konu alan etkileyici bir konuşma yapar, fakat yargıç tarafından susturulur. Diğerleri ise mahkemeyi tanımayarak ifade vermeyeceklerini söylerler. Hepsine sürgün cezası verilir. Ana bu karara sevinir. Çünkü ona, oğlunun sürgünün ilk yıllarında kolayca kaçabileceği söylenmiştir. Mahkemeden sonra arkadaşları Pavel’in konuşmasının basılmasına ve dağıtılmasına karar verirler. İtirazlara karşın, Nilovna oğlunun konuşmasının dağıtımını üstlenir. Köye giderken trende bir hafiyenin peşinde olduğunu fark eder. Hafiyenin üzerine yürümesiyle bağıra bağıra insanların acılarını ve sistemin aşağılık yanlarını anlatmaya başlar. Bir yandan da oğlunun konuşmalarını etrafındaki aç beyinlere dağıtmaktadır. Sonunda kan revan için tekmelerle tokatlarla tutuklanır.
g)İleti
Romandaki ana ileti, romandaki tiplerin kişiliklerinde saklıdır. Bunlardan birincisi ve temel olanı ana karakterinde işlenmiştir. Buna göre insanlar seviyeleri ne olursa olsun biraz ilgiyle ve bilinçle kendi durumlarını değerlendirebilen, kendini ve sevdiklerini savunabilen birer vatandaş haline gelebilirler. Romanda anayı uykusundan uyandıran oğluna ve insanlara karşı duyduğu sevgidir. Gorki’ye göre devrimcilerin insanları bilinçlendirerek kendi yanlarına çekmek için sadece onların ilgilerini çekmeleri ve onların egolarını kendi sevgileriyle törpülemeleri gerekmektedir. Çünkü her insanın içinde bir adalet duygusu vardır, önemli olan onun insana egemen olmasını sağlamaktır.
Romandaki bir diğer ileti ise daha önce belirtildiği üzere Pavel tipinde gizlidir. Buna göre bir devrimci asla boyun eğmemeli, karşısının gücü karşısında zayıflamamalı, tam tersine haklı mücadelesini göğsünü gere gere anlatmalıdır. Gerçekleri en çıplak haliyle algılayıp onları etkileyici bir üslupla halka anlatıp insanları aydınlatmalıdır. Mücadelesindeki ciddi tavır ise şefkat gibi insancıl duygularını asla bastırmamalı kendine sevgi gösterenlere aynı şekilde cevap vermelidir. Ayrıca Andrey’in açıkça belirttiği gibi birey olarak kimseyi suçlamamalı kullananları, kullanılanları ayırt edebilmelidir. Romandaki iletiler sadece direnenler için değildir. Gorki, para ve güç sahiplerinin sadece malları için yaşadıklarını vurgular. Böyle bir yaşamın bir kısır döngü olduğunu, asla mutluluk getirmeyeceğini ve asıl mutluluğun insana sevmekle, sevilmekle, paylaşmakla geleceğini söyler.
h)Tür
Romanın teması, iletisi ve anlatılış biçimine bakarak bu romanın gerçekçi roman ve toplumcu roman türlerine girdiği söylenebilir. Yazar, romanında toplumun her kesimine daha iyi şartlarda yaşayan bir toplum oluşturma amacıyla sesleniyor.
2.Metnin Biçimine Yönelik İnceleme
a)Dil
Romanın dili üzerine yapılan inceleme okunurken romanın Türkçe’ye çevirisinin incelendiği göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca Rusça’daki bazı anlatımlar değerlendirilerek, çevirisindeki aktarım hatalarına da yer verilecektir.
Yazar romanında genel olarak yalın bir dile yer vermiştir. Romandaki ilginç anlatıcı seçimi nedeniyle dilin karmaşıklaşmasına pek izin verilmemiştir. Çünkü roman Ana’nın gözüyle olmasa bile onun düşünceleri çevresinde anlatılmıştır. Diyaloglar karmaşıklaşmaya başladığında “yine Ana’nın anlayamadığı cümleler kullanmaya başladılar” gibi bağlaç cümleler kurularak bu bölümler sonlandırılmıştır. Bazı yerlerde ise Andrey ve Pavel arasındaki diyaloglar kesilmemiş, okuyucuya aktarılmıştır. Bu gibi kısımlar ise hem içerik hem yapı bakımından oldukça karmaşıktır. Çeviride argo kullanılmamaya dikkat edilmiş özellikle bu tür konuşmalar “ağır bir küfür savurdu” gibi tümcelerle ifade edilmiştir. Bazı bölümlerde, özellikle subayların ve köylülerin konuşmalarında argo ifadeler, çok olmamakla beraber, yer almaktadır.
Çeviride az da olsa anlatım bozuklukları var. Anlatım bozukluklarının temelini ise tamlama uyumsuzlukları ve yanlış kelime kullanımı oluşturmaktadır. Ayrıca çevirirken bazı cümlelerin kelime ve yapı bakımından olmasa da hissettirdikleri bakımından anlatım hataları içermektedir. Bunlardan en önemlisi ise kullanılan “-cik”, “-cık” ekleridir. Rusça’da konuşanın anlatımına sevgisini katmak, objenin küçüklüğünü vurgulamak veya acıma duygusunu göstermek için kullandığı bu ekler Türkçe’ye çevrildiğinde bazen yerine otururken bazense ( özellikle ciddi konuşmalarda) yüklediği şirinlik anlamı nedeniyle cümlelerin ciddiyetini bozmuş, kullanımını anlamsız bir hale sokmuştur. Örneğin “semavercik” Rusça’da küçük semaver anlamındayken kullanımların çoğunda anlatıma çocukça bir sevinç katmıştır.
b)Anlatım Öğeleri
Romanda olaylar anlatılırken zamana bağlı kalınmış, ileri ve geri atlamalar yapılmamıştır. Bu nedenle anlatımda öykülenmenin kullanıldığı söylenebilir. Yazar detaylara çok önem vermiş ve görünenlerin çoğunu betimlemeye çalışmıştır. Bunu yaparken de Nilovna’nın gözlem yeteneğinden yararlanmış her şeyi onun gözünden fakat üçüncü kişinin ağzından betimlemiştir. Ancak betimlemelerin ve öykülemenin daha çok arka planda kaldığı söylenebilir. Asıl ağırlık diyaloglar ve Ana’nın bilinç akışındadır. Diyaloglar o kadar yoğundur ki ana neredeyse hiç yalnız bırakılmamıştır. Ana’nın aklından geçenlerse sürekli verilerek bir bakıma olayların yorumlanmasına yardımcı olunmuş romanda okuyucunun unutmuş olabileceği bazı gerçekler hatırlatılmaya çalışılmıştır.
Nilovna hariç karakterlerin anlatılmasında kıyafet, mimik gibi dış görünüşün yanında Ana’nın onlar hakkındaki yorumları ve diyaloglar kullanılmıştır. Bu diyaloglarda karakterlerle ilgili bilgilere konuşanların düşünceleriyle doğrudan ulaşırken, konuşmacıların diğerleri hakkında düşündüklerinin ve diğerleriyle paylaştıkları tecrübelerin anlatılmasıyla dolaylı olarak ulaşabiliriz. Bu karakterlerin çözümlemelerine neredeyse hiç yer verilmemiştir. Çözümlemeler, sadece “kimse onu sevmezdi” gibi genellemelerde ve romanın başında henüz olaylar ananın etrafında gözlemlenmeden önce kullanılmıştır. Nilovna karakteri anlatılırken ise doğrudan çözümleme yoluna gidilmiş onun tüm düşünceleri açıkça ortaya koyulmuştur. Fakat romanda diyaloglar o kadar yoğundur ki ana çoğu zaman düşüncelerini bir çözümlemeye gerek kalmadan söyler.
c)Anlatıcı
Kitabın başlarında olaylar herhangi bir kişiden bağımsız üçüncü tekil kişi tarafından anlatılmaktadır. Sonraları ise değişim anlatıcı biçiminde değil anlatılan alanın genişliğinde olmuştur. Yazar ilginç olarak olayları bir kişinin gözünden anlatmaktadır, fakat sözünden değil. Yani yalnızca Ana’nın çözümlemelerini sürekli olarak verir, onun etrafında olan olayları diyalogları anlatır, fakat anlatıcı tipi olarak 1. tekil kişi’yi kullanır. Bu sayede kendini onun içine hapsetmez. Olaylara ise genelde sadece Nilovna’nın bakış açısından bakar. Bu sayede ana kahramanı çok iyi bir şekilde anlatırken, başkalarının düşüncelerine yer vermesi gerektiği zaman yöntemini ustaca kullanmaktadır. Bu da ona karakterlerini anlatmakta çok büyük avantajlar sağlar.
d)Tür Kimliği
Yazar eserin roman kimliğinin yanında anlatımı güçlendirmek için diğer türlerin bazı özelliklerini de kullanıyor. Örneğin anılarda olduğu gibi hikaye ve öznel düşünce anlatımı, makalelerdeki ikna etme çabası...
3.Biçem
Gorki üslup olarak kendi döneminin yazarlarından oldukça farklıdır. Bunun ana sebebi ise Gorki’nin halkı sosyalizm ve efendilerin yaptığı haksızlıklar hakkında bilgilendirmek gibi önemli bir amacı olmasıydı. Diğer yazarlar hayal güçlerine dayanan gerçekçiliği şüpheli romanlar yazıyor, kahramanları bağımsız konuşuyorken Gorki kahramanlarına daha hakim bir biçemle yazıyordu. Gorki’nin çoğu eserinde olduğu gibi Ana’da da konuşmacılar birbirlerinin bildikleri düşüncelerini söylüyor ancak bunu sanki karşısındakine değil okuyucuya anlatırmış gibi konuşuyor.
Gorki son derece basit, sade bir dil kullanmıştır. Bu özelliğiyle birçok sosyalist yazarın önüne geçer ve halka daha kolay bir biçimde seslenir. Bu sebeple, çoğu tarihçi ve sosyoloğa göre Rusya’daki Ekim Devrimi’nin yazı alanında önderliğine yol açar ve bu konuda adı diğer yazarlardan daha sık anılır.
4.Yazar Hakkında
Maksim Gorki, asıl adıyla Aleksey Maksimoviç Peşkov, 1868 yılında Nijni Novgorod’da (şu an Gorki Kenti olarak biliniyor.) doğdu. Rusça’da acı anlamına gelen “Gorki” takma adını doğumundan itibaren tüm yaşamı boyunca katlanmak zorunda olduğu acılarla onlarla savaşarak bütünleştiği için almıştır.
Gorki babasının ölümünden birkaç yıl sonra henüz 10 yaşındayken çalışması için sokağa konmuştur. Bu günlerini anlatan “çocukluğum” ve “ekmeğimi kazanırken” adlı eserlerinde insanların acılarını anlatırken bunlara alışık fakat düzeni değiştirmeye çalışan bir insanın dünyasını yazıya döker. Yazın tekniği açısından da oldukça basittir bu kitaplar çünkü Gorki kendini anlatmaktadır.
Gorki’nin hayatındaki en önemli dönemeç yamak olarak çalıştığı geminin aşçısı aydın bir emekçiydi. Gorki onun yanında hiç durmaksızın Jack London’un Martin Eden’i kadar kitaba, bilgiye aç bir şekilde okumaya başladı. Sonraları Narodizmin gruplarında yer aldı. Yaptığı çalışmalar nedeniyle yirmi yaşında tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra yazdığı kısa öykülerde romantizm ile19.yy’ın gerçekçiliğinin en olumlu geleneklerini birleştirerek yeni bir çizgi yaratmıştır. Toplumsal işleyişin dışladığı insanları konu aldığı bu öykülerde doğallığın ve sıcaklığın görünür bir şekilde kaynaşması dünya edebiyatı için bir yeniliktir. Fakat Gorki’nin bu yıllardaki, bu konulardaki kahramanları daha çok bireysel başkaldırma niteliğindeydi ve genelde trajikti.
Gorki sosyalist gerçekliği iki yüzyılın kesişme noktasında ilk romanları ve oyunlarıyla biçimlendirmeye başladı. Tarihsel bir kesit içinde Rus kapitalizminin gelişim yollarını ve genel kişiliklerini yansıtmaya başladı. Gorki ilk eserlerinden itibaren şöhreti yakalayan ender yazarlardandır. Ona şöhreti getirense ilk hikayesi olan Makar Çudra’dır. Daha sonra yazdığı Ana ve Düşmanlar isimli eserleri sosyalist gerçekçiliğinin klasik romanları haline geldiler.
1917 devriminden sonraysa sosyalist kültürün kuruluşunda önemli rol oynadı. Gorki eserlerine portreleriyle devam etti. Bunların Gorki’nin yaratıcılığında başlı başına bir yeri vardır. Tolstoy’dan Korolenko’ya birçok insanın portresini yazmıştır. Gorki devrimden sonraki Rusya’nın en gözde yazarlarından biriydi. 1936’da edebi yaratıcılığının ve devrimci kavganın zirvesinde öldü.
En önemli eserleri : Eskizler ve Öyküler, Makar Çudra, Üçler, Foma Gordeyev, Dipte, Küçük burjuvalar, Güneş çocukları, Ana, Düşmanlar, Çocukluğum, Benim üniversitelerim...
DON KİŞOT
9/9/2006 · Kategori: Roman
A. Dış yapı bakımımdan inceleme:
1. Romanın adı: Don Kişot
2. Yazarı: Miguel de Cervantes Saavedra
3. Yazar hakkında kısa bilgi:
Miguel de Cervantes Saavedra, baba tarafından Endülüslü, ana tarafındansa Yenikastilyalı bir ailenin çocuğudur. 1547’de çok muhtemelen 29 Eylül günü, üniversite şehri Alacala de Henares’ de dünyaya geldi. Miguel dördüncü çocuk olarak dünyaya gelmişti. Ailenin mali durumu pek parlak değildi.
Çok küçük yaştan beri şiire ve oyunculuğa merak duyduğunu, “Parnas’a Yolculuk” adlı manzum eserinde de bizzat anlatır.
1568 - Cervantes’in hayatında bir dönüm noktası olur. Bir kadın meselesi yüzünden bir düelloda birini yaralar. Olay mahkemeye intikal eder. Miguel hemen Madrid’i terk eder.Mahkeme Düellocuyu sağ elinin bilekten kesilmesine ve on yıl için İspanya krallığının sınırları dışına sürülmesine karar verir. Miguel İtalya’ya kaçar.
1570 - Napoli’de garnizonlanmış bulunan üçüncü İspanyol Alayında silahşör olarak kabul edilir. Şair kalemi bırakmış kılıcı almıştır eline…
1575 - Miguel İspanya’ya giderken Arnavut asıllı Türk korsanı Deli Memi’nin esiri olur. 5 yıl boyunca esir kalır. Tam dört kere firar eder. Başaramaz. 15 Eylül 1580’de istenen fidye olan 500 Escuda altınını bir rahip öder ve Cervantes kurtulur.
1580 - Madrid’e dönen Cervantes’in is arama çabaları başarısızlıkla sonuçlanır.
1583 - Cervantes sahne eserleri yazmaya başlar.
1584 - 12 Aralık’ta Cervantes, 18 yaşındaki Catalina de Salazary Palacios ile evlenip La Manoha vilayetine taşınır.Çocukları olmaz.
1585 - Bundan böyle adının sonuna bir de “SAAVESRA” ekleyerek Miguel de Cervantes Saavedra diye imza atmaya başlar. Karısını terk eder ve Sevilla’ya göç eder. Karısını terk ettiğinde 38 yaşındadır. Sonra yine bir araya gelirler.
1593 - Annesini kaybeder.
1595 - Cervantes bir şiir yarışmasına katılır, birinci olur ve gümüş kaşıktan olan ödülü kazanır… Aynı yıl babasını kaybeder.
1597 - Zimmetine bazı vergi gelirlerini geçirdiği ve başka yolsuzluklarda bulunduğu iddasıyla tutuklanıp Sevilla Kraliyet hapishanesine konulur. Burada “ Don Kişot” u yazmaya başlar.
1604 - Aile fertleriyle birlikte Valladcid şehrine göç eder ve orada “Don Kişot” u bitirir.
1605 - “Keskin Zekalı Manşlı Don Kişot” yayınlanır. Roman, daha yayınlandığı andan itibaren yok satar. 1607’de “Don Kişot” un 12.000 ‘den fazla basımı satılmıştır.
1614 - Cervantes “Don Kişot”un ikinci cildini yazar.
1616 - Aşırı şeker hastası olan Cervantes 22 Nisan‘da hayata gözlerini yumar.
4. Eserin baskı tarihi, basım sayısı: Eserin baskı tarihi ve basım sayısı verilmemiştir.
5. Sayfa sayısı: 450 sayfa
B. Muhteva bakımından inceleme :
1. Romanın özeti :
İspanyanın mancha ilinin bir köyünde fazla zengin olmayan Kişot adında soylu bir bey yaşarmış. Bizim soylu bey elli sırlarında, yapısı sağlam, vücudu ince, yüzü zayıftı. Sabahları erken kalkar ve avdan çok hoşlanırdı. Soylu bey boş kaldığı zaman şövalye romanları okumaya bayılırdı. Bu işi tutku ile yapar ve öteki işlerini çoğunu unuturdu.
Sözün kısası bizim soylu bey kendini okumaya iyice kaptırdı. O kadar ileri gitti ki. Verimli topraklarının bir kısmını satıp şövalye romanları aldı gece gündüz hiç durmadan okuyordu. Sonunda beyni sulandı. Zihni kavgalarla meydan okumalarla aşklarla tutkularla doldu. Devletin iyiliği ve kendi kişisel ünü için zıhını giyip bütün haksızlıkları gidermek ölümsüz bir ün kazanmak ve dünyayı dolaşıp gezginci şövalye olmaktan başka bir şey yapamayacağını inandı
Şövalyelik için ilk olarak dedesinin dedesinden kalma zıhı temizlemek oldu. Diğer eksiklikleri ise kartonla tamamlandı sonra ahıra gidip atını gözden geçirdi. Ona bir ad bulabilmek için tam olarak dört gün düşündü ve ona rosscinante adsını verdi. Atına isim bulduktan sonra sıra kendisine gelmişti. Kendisine isim bulabilmek için sekiz gün düşündü sonunda Donkişot adını buldu. Kişiliğini tamamladıktan sonra sıra aşık olacak bir kadın aramaya başladı söylenenlere göre kızını hiç haberi olmadan aşık olduğu genç ve güzel köylü kızını kendisine yavuklu olarak seçti. Kızın adı aldonzo laranzo idi. Ona dulcinea de Tosobo adını verdi.
Don Kişot kapısındaki bu tatlı fikirleri gerçekleştirmek için gecenin ikisin de yatağından kalktı zıhını giyip silahını kuşandı ve daha sonra ahıra gidip atını eğeledi. Ve şotasundan süratle uzaklaştı ve atının üzerinde sallana sallana gidiyor ve nasıl olsa yolda bir asil zadeye rastlayıp kendisine silah kuşatmaya razı edeceğine inanıyordu akşama doğru kahramanımız uzakta görkemli bir şato gördü.Fakat görülen şey yol kenarında ki bir handan başka bir şey değildi hana doğru yaklaştı.
Pek az sonra hancı kapıda görüldü şişman kurnaz bakışlı bir adamdı. Donkişot orada hancının önüne diz çöktü ve yalvardı
- Sayın dere beyi vali dedi. Kendisini şövalye ilan edip zıhını ona giydirmesini istedi.Hancı ona şövalye olabilmesi için onu hanın arkasına götürdü ve burada sabaha kadar nöbet tutmasını söyledi. Gece bir oyana bir buyana giderek geçti gün ağarmasına birkaç saat kalmıştı.
Sabah olduğunda hancı elinde bir hesap defteri aldı yanına iki köylü kadın ve yanan bir şamdan taşıyan küçük bir oğlan çocuğu ile Donkişot’un yanına gitti. Donkişot yere diz çöktü adam hesap defterini açarak orenus orenus dedi daha sonra kılıcı asil zadenin beline kuşattı. Hancı lütfen ayağa kalkınız şövalye dedi ve tören bitti.
Kahramanımız handan uzaklaşırken sevinçten uçmaktaydı kendisine bir seyis lazım olduğunu düşündü ve adı panza olan küçük bir çiftlikte oturan delikanlı geldi. Bu delikanlı şişman ve yerden yapma bir adamdı cesaretli bir parça eksikti.ormanda ilerlerken karşıdan güzel atlara binmiş bezirganları geldiğini gördü. Onlara sövüp saymaya başladı. Bezirganları uşaklarından biri bu sövüp saymaları cezaya ait bularak don kişot’un yanına gitti ve mızrağını üzerinde kırdı asil zade bu sapa yağmuruna dayanamadı. Yalnız kalınca ayağa kalkmaya çalıştı fakat başaramadı.
Don kişot’un ilk seferine tanık olan yol pek gelip geçeni olmayan bir yoldu. Komşusu Aldonzo yolda birinin yattığını gördü. Uzun uğraşlardan sonra şövalyeyi ayağa kaldırdı ve atına bindirip köyün yolunu tuttu. Bu adam Donkişot’un komşusu Pierre Aldonzoydu şövalyenin evine geldiler. Yeğeni pencereden başını uzattı ve amcasının aldonzonun atının üzerinde geldiğini görünce çok sevindi. Berber ve aldonzonun yardımıyla don kişotun atından indirilip yatağına götürdüler asil zadenin başına gelenleri öğrenmeye çalışanlar fakat onlara her şeyin de devlerle savaştığını ve onları kaçırdığından söz ediyordu. Ertesi sabah Donkişot’un derin uyuduğu arada papaz ile berber şatoya geldiler ve hizmetçiden kitap adasının anahtarını istediler kitapları camdan atarak yaktılar. Kitap odasının duvarını bi ustaya ördürdüler Donkişot’u uyandıktan sonra ilk işi kitap odasına yönelmek oldu fakat odasının kapısının yerinde görmeyince çok şaşırdı. Hizmetçisi ve yeğenini çağırıp kitap odasının nerde olduğunu sordu.
Yeğeni tüm kitapları şeytan götürdü ve giderken kapıyı bu hale getirdi dedi hizmetçiside onu destekledi
Evet efendimiz öyle dedi
Donkişot iyileştikten sonra sık sık sonça panzanın evine gidiyor ve ona şövalyelik mesleğini şon ve şerefini bahsederek kandırmaya çalışıyordu daha sonra ona savaş sırasında kazandığı topraklardan birazını vereceğini söyledi ve onu ikna etti. Donkişot iyice iyileştikten sonra sonca panzanın yanına gitti gideceği günü ve saati konuştular
İki dost sonra kararlaştırdıkları gün ve saatte yola çıktılar dağlar tepeler aştılar ilerde bir yel değirmeni gördüler Donkişot işte devler nasılda hain ve acımasızca kılıçlarını çekmiş bakıyorlar dedi sonca aman efendimiz karşımızda gördünüz devler değil sadece yel değirmeni desene Donkişot sus ben devler dediysem devlerdir dedi ve soncayı susturdu
Tehditler ve meydan okumalarla kılıcını çektiği gibi devlerin üzerine yürüdü. Hala devlere doğru koşuyordu yanlarına geldiğinde ise birinin üzerine atladı fakat bunun sadece bir yel değirmeni olduğu değil de dev olduğunu zanneden don kişotu değirmen çevirdi ve yere çarptı.ve ikinci hamlede de aynısı oldu sonca koşarak efendisinin yanına geldi değirmenciye Allah cezanı versin durdur şu değirmeni diye bağırdı efendisini yara içinde ayağa kaldırdı birkaç gün sonra don kişot iyileşti ve yola çıktılar
Yorulup uzandıklarını hissederek bir mola verdiler ve dinlenmeye çekildiler bu sırada bir serseri takımı zavallı sanco’nun zayıf eşeği ile ve Donkişot’un asil atı ile uğraşmaya başladılar. Donkişot yine tehditler ve meydan okumalarla haydutları üzerine yürüdü bu seferde haydutlardan dayak yemişlerdi adamların bu halde içeri girdiğini görünce gözleri iri iri açtı hancının karısı üç ayak boyunda minicik Avustralyalı bir hizmetçi ve hancını kızı Don Kişotun bir nuşanba içine sardılar ve yaralarını üzerinde tedavi ettiler.
Donkişot birkaç gün sonra seyisi sancadan biber, tuz, şarap ve zeytin yağı istedi bun ları bir kazan da kaynatıp bir ilaç yaptı ve içti. içtikten sonra bir süre kustu kendisini eskiden daha iyi hissetiğini söyledi sanco bendemi içsem bu içkiden efendim dedi iç dostum sonca dedi. Sanco kabın dibinde kalan son içkiyi birdi kişte içti ve sonra içinden çıkarmak için uğraştı.
Hancı masraflarınızı nasıl karşılayacaksınız dedi
Donkişot bir şövalye asla kaldığı bir handa para ödemez dedi ve handan çıktı hancı soncayı sıkıştırarak ondan para istedi kargaşayı duyan ilerdeki çalışanlar hancının yanına geldiler ve bu olayı kendilerine bırakılmasını istediler. Yere bir battaniye sererek sancoyu içine koydular ve havaya doğru atmaya başladılar sanconın feryatlarını duyan Donkişot uzaklaştığı şatoya geri döndü dostu sanco, panzayı alarak geri döndü. Ertesi gün kahramanlarımız yeni bir macera ile başladılar sonca panza ve Donkişot yürürken karşıdan atlılar ve boyunları zincirli kişilerin geldiklerini gördüler Donkişot mahkumlara yönelerek suçlarını sordu birincini suçu aşık olmaktı, ikincinin suçu şarkı söylemekti, üçüncünün suçu para kesesi çalmaktı, dördüncünün suçu borcunu ödememekti, beşincinin suçu ise diğerlerinin suçunun toplamından daha fazla idi.
Daha sonra Donkişot tüm mahkumların bırakılmasını istedi muhafızlardan biri bunun kralın emri olduğunu ve yapamayacaklarını söyledi Donkişot bir muhafızın üzerine atladı ve savaş başladı tüm mahkumlar zincirlerini kırarak muhafızlara saldırdı Donkişot ardından onlar için yaptıklarını gidip dulcine’ye anlatmalarını istedi ve onların üzerine çok gitti sonunda mahkumlara dayanamayıp Donkişot ve Soncayı taşladılar ve kaçtılar
Sonca panza burada fazla durmak istemiyordu muhafızların santa hermondad polis ile berber geri gelmekte gecikmeyeceklerine şüphe yoktu .bu yüzden efendisini ve kendisini bu hale getiren haydutlar sonca Donkişotun yanına koştu ve ona bir an evvel burada gitmelerini rica etti uzunca bir dil dökmeden sonra Donkişotçu buradan gitmeya razı etti ve yola çıktılar. Aksi gibi haydutlardan gines de passamond da bu tarafa doğru kacmış ve onların gideceği yerde kalmıştı gün ışığı ile birlikte sonca panzanın eşeğini alarak oradan uzaklaşmıştı Donkişot panzaya üç eşek süreceğini söyledi ve onu teselli etti atın üzerin de yolculuk ederken donkişotun aklına sevgilisi için bir dağda bir çok delik açan amadis de gavlez geldi ve dulcineye olan aşkını bu şekilde kanıtlayacağına inandı Sierra morena ormanına çekildi orada çile çıkarmaya başladı. Dulcine de Tosobo ya bir mektup yazarak soncanın bu mektubu ona götürmesini ve onun için yaptıklarını bir bir anlatmasını istedi mektubu bitirdikten sonra yüksek sesle okudu
sonca efendisini atı ile kısa sürede oraya indi orada berber ve papaz ile karşılaştı berber ve panza ona Donkişotun nerede olduğunu sordular sonca bunu söylememe hayatıma maal olur dedi papaz ona kızarak ona nerede olduğunu tekrar sordu efendi Sierra morena dağında çile çekiyor dedi. Panza ile berber Donkişotun yazdığı mektubu tekrar tekrar okudular ve uzun uzun düşündükten sonra bir çözüm yolu buldular.bir kız bularak Donkişotu döndürmeye karar verdiler.papaz akraba kızını getirmek için yola koyuldu. Berber kılık değiştirdi ve yola çıktılar.
Ormana geldiklerinde sonca önden giderek Donkişot’a geldiklerini haber verdi.daha sonra prenses Micamica Don Kişot’un yanına gelerek onda yüzünü güldürüp üzüntüsünü gidermek için yardım istedi fakat yüzünü güldürmesi için bir devi öldürmesi gerektiğini söyledi ve ertesi gün papaz, berber, prenses, sonca ve Don Kişot yola çıktılar.Akşama doğru hana yaklaştılar.
Ormana geldıklerınde sanco önden gelerek Donkişot a geldiklerini haber verdi. Daha sonra prenses mıco mıcam Don Kişotun yanına gelerek üzüntüsünü giderip yüzünü güldürmesini istedi.Fakat yüzünü güldürmesi için bir devi öldürmesi gerektiğini söyledi ve ertesi gün papaz,berber,prenses,sanco ve Don Kişot yola çıktılar.Akşama doğru hana yaklaştılar.Don Kişotu eve götürmek isteyen papaz ve berber oturup bir plan yapmaya koyuldular.Fakat ikisinin de aklına hiçbir şey gelmiyordu.Yanlarına gelen Dorothee (prenses mıco mıcam)ile bir plan yaptılar.Plan gereği bir at arabası kiralayıp üzerine de kafes yaptılar.Papaz ve berber hayalet kılığına girerek Donkişot’un odasına girdiler ve onu yatağa bağladılar. Donkişot uyanınca ona iyiliği için şan ve şöhretinin artması için yardım ettiklerini söylediler. Daha sonra Donkişot kafese konularak arabaya bindirildi ve köyüne getirildi.
Hizmetçisi ve yeğeni buna çok sevinmişlerdi.Sancoda eve dönmüştü.Ertesi sabah Don Kişotun yanına gitti ve ona vaat ettiği adayı sordu.Don Kişot:
_sana vaat ettiğim adayı vereceğim.Birkaç gün dinleyip sonra yeni seferlere çıkarız dedi.
Sanco artık her sabah Don Kişotun yanına geliyor onunla konuşuyordu.Papaz ve berber tekrar gitmeleri için önlem alarak şatoyu göz hapsinde tuttular.
Bir sabah yine sanco efendisinin ziyaretine gittiğinde onu odanın içinde gezinirken buldu.Don Kişot iyice dinlenmiş ve kendine gelmişti.Sanco ona ne zaman yola çıkacaklarına sordu.
_Dostlarım papaz ve berber şatoyu göz hapsinde tutuyorlar bu biraz zor olacak dedi.Sanco:
_Ben sizin eşyalarınızı parça parça dışarıya çıkarır ve bayırın altındaki koruluğa koyarım dedi.Bu planı Donkişot’a beğenmişti.Birkaç güne kadar Donkişotun tüm eşyalarını dışarıya çıkarttı.Don Kişot yeğenine atını gezdirmesi için sancoya vermesini istedi.Ve sanco atı da alarak koruluğa götürdü. O gece Don Kişot her kes uyuduktan sonra şatodan ayrıldı. Ve sanco ile birlikte Tosobo köyünün yolunu tuttular Don Kişot’un tekrar şatodan ayrıldığını öğrenen papaz ile berber onu tekrar getirebilmek için plan yaptılar. Berber bir şövalye kılığına tome ise seyis kılığına girerek onun bulunduğu ormana gittiler. Berberin Dulcine’de Tosobo için söylediği sözlere tahammül ederek savaşmaya başladı. Bir mızrak darbesiyle yere düşürdüğü şövalyenin kaksını açıp yüzüne baktığında dehşete düşmüştü bu dostu berberdi ama bunun büyücü Fleston’un bir oyunun olduğunu düşünde ve onu öldürmedi.Ve ona ölene kadar Dulcine de Tosobo nun esiri olduğunu ve her gittiği yerde onun kahramanlıklarından bahsederse canını bağışlayacağını söyledi.
Ardından Donkişot ile seyisi sanco hiç vakit kaybetmeden yeni maceralara atılmak için Saragoza nın yolunu tuttular.
İki gündür saragoza yollarındaydılar fakat hiçbir macerayla karşılaşmadılar.İlerlemeye devam ederken karşılarına Don Dıegue de miranda adında bir yolcu çıktı. Bu insan çok dürüst ve iyi bir insandı Donkişot’la tanışıp sohbet ederek yola çıktılar bir süre sonra karşılarına iki atlı çıkmıştı. Donkişot onların önüne gelerek dur emrini verdi. Arkasından arabanın sahibi durdu ve Donkişot ona sorular yöneltti adam arabanın içinde iki kafes olduğunu ve kafesin içindede iki aslan olduğunu söyledi Donkişot ona emir vererek kafesin kapılarını açtırdı. Aslanın karşıda elinde kılıcı ve keskin bakışlarıyla duruyordu.Aslan sağa sola baktıktan sonra kafesın dibine döndü.Donkişot aslanın ondan korktuğu için savaşmadığını düşündü ve sevindi.Sanco ve Miranda çıktıkları tepeden inip Donkişot’un yanına geldiler.Donkişot’sa bundan sonra unvanını Aslanlar şövalyesi olarak değiştirdi. Miranda oradan uzaklaşarak kendi yoluna gitti.
Don Kişot ve sanco tekrar yola çıktılar.İki gün sonra karşıdan 4 kişinin geldiğini gördüler. Bunların ikisi bayağı köylü ikisi ise öğrenciydi.Donkişot onlara yaklaştı ve nereye gittiklerini sordu. Öğrenciler bir düğüne gittiklerini söylediler.Düğün yörenin en zengin çiftçisinindi.kızın adı quterıa adanın ki de camachoydu.Biraz ayak üstü sohbet ettikten sonra köyün yolunu tuttular.Hava kararmıştı fakat düğün yarı meşalerle gündüz gibi aydınlatılmıştı. Donkişot ve sanco biraz ileri gidip geceyi büyük bir tarlanın üzerinde geçirdiler. Sabah olduğunda düğün yerine geldiler.Herkes şaşkın bir halde onlara bakıyor ve gelenlerin kim olduğunu birbirlerine soruyorlardı.
Quiteria ve Gamacho gelirken öğrencilerin Donkişot’a bahsettiği quiteria’ya deliler gibi aşık olan Basilio onların önüne geçti düğün alanı büyük ibr sessizlik kapladı Basilio bir hancer cıkararak göğsüne sapladı ve yere yığıldı. Bir ara Basilio gözlerini araladı ve konuştu. Donkişot bunun daha fazla ızdırap çekmeyip ölmesi için olisio’ya manevi olarak evlendirilmesini önerdi papazda bu fikri kabul ederek onları evlendirdi ve birden bire Basilio ayağa kalktı herkes şaşırmıştı. Bu oyulmuş bir tavuk göğsünden başka bir şey değildi. Bu bir savaş hilesi idi Gamaçhonın adamları onların üzerine yürümesi ile Donkişot onlara bir çok tehditler savurdu. Gamaçho ve adamları korkup geri çevirdiler. Basililo ise Donkişot ve Sancoyu evine davet etti. Donkişot ve seyisi Basilio’nun evinde birkaç gün misafir kaldıktan sonra bir sabah bir sabah izin alarak yola koyuldular
Kahramanlarımız yollarına devam ederler. Bundan sonra da başlarından bir çok macera geçer. Daha sonra Donkişot yemyeşil bir ovada ava çıkmış güzel bir kadına rastlar. Kadın düşeş ile eşi dük, maceracılarımızı şatolarına kabul ederler dük bir ada sahibidir. Adası için bir vali aramaktadır. Don Kişot da silahşoruna bir ada valiliği vaat ettiğinden Sanşo’ yu o adaya vali ilan ederler. Fakat Sanşo valilik işini en dazla bir hafta sürdürebilir tabii bu sırada düşeş ile dük kahramanlarımıza bir çok oyunlar oynarlar.
Günlerden bir gün Don Kişot ile silahşoru tekrar maceralarına atılmak için yola çıkarlar. Yine her zaman olduğu gibi gidecekleri yolun yönünü Rossinante’ ye bırakırlar. İki gün boyunca hiçbir macera yaşamazlar fakat üçüncü gün bir kasabaya gelirler. Kasaba San Jan karnavalini kutlamaktaydı. Herkes garip kıyafetler giydiğinden kimse Don Kişot ile Sanşo’ yu yadırgamadı. Hemen kahramanlarımızı aralarına aldılar ve bir güzel dans ettiler. Tam o sırada atına binmiş bir şövalye eğlenceyi bölerek Don Kişot’a yine kendi sevgilisinin Dülsine’den güzel olduğunu itiraf etmek için onu savaşa zorlar. Fakat Don Kişot’ un bilmediği şey, bu şövalyenin yine Karrasko olduğudur. Karrasko, eğer yenecek olursa, kahramanımız evine çekilip bir süreliğine silah almayacak ve şövalyelikten vazgeçecekti. Don Kişot kabul eder ve savaşı kaybeder. Karrasko, don Kişot’un şövalyelik kanunlarına tamamıyla uyacağını bildiğinden hemen köyüne döner. Bu arada kahramanımız silahşoru ile birlikte son derece üzgün olarak kasabasının yolunu tutar ve evine gider. dan sonra Don Kişot’ un sağlığı çok kötüye gider. Daha zayıflar. Fakat aklı başına gelir. Yaptığı deliliklerden pişmanlık duyar. Gün geçtikçe daha fenalaşır. Sonunda hayata iyileşmiş bir şekilde gözlerini yumar.
2. Romanın Konusu: İnsanların, olayları oldukları gibi değil kendi istedikleri gibi kabul etmesi
3. Romanın Anafikri: İnsanların, olayları kendi istedikleri gibi kabul etmesi genelde yanlış anlaşılmalara yol açar. Bu nedenle kişiler yaşadıkları olayların olumlu sonuçlanmasını isterlerse gerçekçi olmaları gerekir.
4. Romandaki Kişiler
a ) Ana Kahraman : Bu romanda ana kahraman gerçekte bir asilzade olan Don Kişot’ tur. Don Kişot ince uzun boylu, zayıf yüzlü bir adamdır. Cılız bir atı vardır. Kitap okumayı çok sever. Sürekli şövalyelik kitapları okur ve zamanla aklını kaybeder. Kendisinin bir şövalye olduğunu ve şövalyelik görevlerini yerine getirmek için Tanrı tarafından gönderildiğini düşünür. Şövalyelik yüzyıllar önce bittiği halde Don Kişot bu unvanı tekrar yaşatmak için yola çıkar. Karşılaştığı her kişiyi veya nesneyi kitaplarındaki düşmanları zannedip onlara saldırır. Bu arada da cılız atının mahvolmasını sağlar. Don Kişot tüm kötülüklere karşı, adalet için savaştığını düşünür fakat ortada hiçbir şey yoktur.
b ) Diğer Kişiler
1. Sanşo Panza: Sanşo Panza, Don Kişot’ un bir komşusudur. Kısa boylu şişman bir adamdır. Bir eşeği vardır. Kendisi çiftçidir ve çok saf bir insandır. Don Kişot Sanşo’yu kandırır. Bir adanın valiliğini vaat eder. Sanşo kanarak çoluğunu çocuğunu terk eder ve eşeği ile birlikte yola çıkar.
2. Tobasa’lı Dülsine: O, delicesine aşık olunan kadının ta kendisidir. Dülsine bir hayal gücü ürünüdür. Somut olarak mevcut değildir.
3. Berber Nikolay
4. Rahip Efendir
6. Don Kişot serisinden 600 kadar şahıs vardır. Bunlar Rönesans sonları İspanya’ sının akla gelebilecek hemen hemen her türlü mesleklerden gelme figürlerdir. Asilzadeler, burjuvalar, köylüler, rahipler, çingeneler, çobanlar, hırsızlar, komedyenler, askerler, devlet memurları, köy papazları, berberler, Yahudiler, Mahribi Müslümanları, Türk korsanları, paşalar, Osmanlılar, beyler ve maceraperestler gibi
5. Romanda Olayların Geçtiği yerler
Don Kişot, İspanya’ da Manş eyaletinin Argamasilla d’Alba kasabasında yaşamaktadır. Uzun yıllar boyunca sürekli şövalyelik kitapları okur. Aklını kaybeder. Böylelikle şövalyeliği tekrar yaşatmak için yola çıkar. Don Kişot, yemyeşil ovalardan geçer, yüksek dağlara çıkar, derin ormanlara girer, serin pınarların dibinde istirahat eder. Sürekli bir yerden bir yere gitmek durumundadır.
6. Romanda Zaman
Romanda zaman 1590’lardır. Yani o zırhlı şövalye devirlerinin sona ermesinden bu yana yüz küsür sene geçmiştir.
8. Plan
Giriş: Don Kişot, İlk defa yola çıkar ve bir hancı tarafından şövalye ilan edilir. Hancı şövalyenin eve dönmesini önerir. Don Kişot dönerken atında düşer ve bir köylü tarafında eve getirilir…
Gelişme: Don Kişot, hancının önerdiği gibi bir miktar para ve bir köylü olan Sanşo Panza’ yı silahşoru olarak yanına alır. Tekrar yola çıkarlar…
Sonuç: Don Kişot Ve Sanşo Artık son kez evlerine dönerler. Bundan sonra Don Kişot hastalanır ve ölür.
Türk Roman Kronolojisi
23/8/2006 · Kategori: Roman
Edebiyatımızda Roman Kronolojisi (1872- 1929)
1872 ŞEMSETTİN SAMİ: Taaşşuk-i Talat ve Fitnat
1873 AHMET MİTHAT: Yeniçeriler
1874 AHMET MİTHAT: Dünyaya İkinci Geliş
1875 AHMET MİTHAT: Hasan Mellah
1875 AHMET MİTHAT: Hüseyin Fellah
1875 AHMET MİTHAT: Karı Koca Masalı
1875 AHMET MİTHAT: Yeryüzünde Bir Melek
1876 AHMET MİTHAT: Felaatun Beyle Rakım Efendi
1876 AHMET MİTHAT: Pariste Bir Türk
1877 AHMET MİTHAT: Çengi
1877 AHMET MİTHAT: Kafkas
1878 AHMET MİTHAT: Süleyman Musli
1878 NAMIK KEMAL: İntibah
1880 NAMIK KEMAL: Cezmi
1881 AHMET MİTHAT: Belliyat-ı Müdhike
1881 AHMET MİTHAT: Henüz On Yedi Yaşında
1881 AHMET MİTHAT: Karnaval
1882 AHMET MİTHAT: Acaib-i Alem
1882 AHMET MİTHAT: Dürdane Hanım
1882 AHMET MİTHAT: Vah
1884 AHMET MİTHAT: Cellat
1884 AHMET MİTHAT: Esrar-ı Cinayet
1884 AHMET MİTHAT: Volter Yirmi Yaşında
1885 AHMET MİTHAT: Hayret
1888 AHMET MİTHAT: Arnavutlar Solyotlar
1888 AHMET MİTHAT: Demir Bey
1888 AHMET MİTHAT: Fenni Bir Roman
1888 AHMET MİTHAT: Haydut Montari
1888 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası
1888 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Bir Muhtıranın Son Yaprakları
1889 AHMET MİTHAT: Gürcü Kızı
1889 AHMET MİTHAT: Nedamet mi Heyhat
1889 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Şık
1889 SAMİPAŞAZADE SEZAİ: Sergüzeşt
1890 AHMET MİTHAT: Gürcü Kızı
1890 AHMET MİTHAT: Müşahedat
1890 AHMET MİTHAT: Rikalde
1890 AHMET RASİM: Güzel Eleni
1890 MEHMET CELAL: Bir Kadının Hayatı
1890 MEHMET CELAL: Vicdan Azapları
1891 AHMET MİTHAT: Hayal ve Hakikat (Fatma Aliye ile birlikte)
1891 AHMET RASİM: İlk Sevgi
1891 FATMA ALİYE: Hayal ve Hakikat
1891 MEHMET MURAT: Turfanda mı Yoksa Turfa mı
1891 YALÇIN, Hüseyin Cahit: Nadide
1892 AHMET MİTHAT: Ahmet Metin ve Şirzat
1892 AHMET RASİM: Meşak-ı Hayat
1892 FATMA ALİYE: Muhadarat
1892 MEHMET CELAL: Küçük Gelin
1893 AHMET RASİM: Bir Sefilenin Evrak-ı Metrukesi
1894 AHMET RASİM: Afife
1894 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Bu muydu?
1894 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Heyhat
1894 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Ferdi ve Şürekası
1895 AHMET MİTHAT: Taaffüf
1895 VECİHİ: Mehcure
1895 VECİHİ: Mihr-i Dil
1896 AHMET MİTHAT: Gönüllü
1896 AHMET RASİM: Kitabe-i Gam
1896 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: İffet
1896 NABİZADE NAZIM: Zehra
1896 RECAİZADE MAHMUT EKREM: Araba Sevdası
1897 AHMET RASİM: Sevda-yı Sermedi
1897 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Mürebbiye
1897 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Mai ve Siyah
1898 AHMET MİTHAT: Altın Aşıkları
1898 AHMET MİTHAT: Mesail-i Muğlaka
1898 AHMET RASİM: Gam-ı Hicran
1898 ARSAL, Sadri Maksudi: Maişet (Kazan'da Yayınlandı.)
1898 FATMA ALİYE: Ref’et
1898 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Mutallaka
1898 VECİHİ: Hikmet
1899 FATMA ALİYE: Udi
1899 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Bir Muadele-i Sevda
1899 MEHMET CELAL: Solgun Yadigarlar
1899 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Bir Ölünün Defteri
1899 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Nemide
1899 YALÇIN, Hüseyin Cahit: Hayal İçinde
1900 AHMET RASİM: Ülfet
1900 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Metres
1900 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Şıpsevdi
1900 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Tesadüf
1900 MEHMET RAUF: Eylül
1900 SAFFET NEZİHİ: Zavallı Necdet
1900 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Aşk-ı Memnu
1901 GÜZİDE SABRİ: Münevver
1902 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Nimetşinas
1903 SAFFET NEZİHİ: Kadın Kalbi
1905 GÜZİDE SABRİ: Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi
1908 ŞEHBENDERZADE AHMET HİLMİ: Amak-ı Hayal
1909 ADIVAR, Halide Edip: Heyula (Kerim Ustanın Oğlu ile 1974)
1909 ADIVAR, Halide Edip: Seviye Talip
1910 ADIVAR, Halide Edip: Raik'in Annesi
1910 AHMET MİTHAT: Jön Türk
1910 BEKİR FAHRİ: Jönler
1910 CEMİL SÜLEYMAN: İnhizar
1910 CEMİL SÜLEYMAN: Kadın Ruhu
1910 CEMİL SÜLEYMAN: Siyah Gözler
1910 FATMA ALİYE: Enin
1910 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Sevda Peşinde
1910 MEHMET CELAL: Kuşdilinde
1910 MEHMET CELAL: Nedamet
1910 SAFFETİ ZİYA: Salon Köşelerinde
1910 ŞEHBENDERZADE AHMET HİLMİ: Öksüz Turgut
1910 TEPEYRAN, Ebubekir Hazım: Küçük Paşa
1911 MEHMET RAUF: Genç Kız Kalbi
1911 SAFFET NEZİHİ: Müsebbib
1912 ADIVAR, Halide Edip: Handan
1912 ADIVAR, Halide Edip: Son Eseri
1912 ADIVAR, Halide Edip: Yeni Turan
1912 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Cadı
1912 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Gulyabani
1912 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç
1912 SELÂHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Neriman
1912 TAN, M.Turhan: Ali Maceralar
1913 KESTELLİ, Raif Necdet: Üful
1913 MAHMUT SADIK: Tekamül
1913 MEHMET RAUF: Ferda-yı Garam
1915 DEVRİM, İzzet Melih: Tezat
1916 ÇAPANOĞLU, Münir Süleyman: Kara Koncolos
1916 ÇAPANOĞLU, Münir Süleyman: Siyahlar İçinde
1917 TEK, Müfide Ferit: Aydemir
1918 ADIVAR, Halide Edip: Mevut Hüküm
1918 DEVRİM, İzzet Melih: Sermed
1919 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Hakka Sığındık
1919 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Hayattan Sahifeler
1919 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Toraman
1920 DERVİŞ, Suat(Baraner): Kara Kitap
1920 EFE, Necdet Rüştü: Ahenk
1920 KARAY, Refik Halid: İstanbul'un İçyüzü ( 1939'da İstanbul'un Bir Yüzü adıyla basıldı.)
1920 TALU, Ercüment Ekrem: Evliya-yı Cedit
1921 TALU, Ercüment Ekrem: Sabir Efendi’nin Gelini
1921 ZORLUTUNA, Halide Nusret: Küller
1922 ADIVAR, Halide Edip: Ateşten Gömlek
1922 AHMET RASİM: Hamamcı Ülfet
1922 GÜNTEKİN, Reşat Nuri: Çalıkuşu
1922 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Cehennemlik
1922 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Son Arzu
1922 GÜZİDE SABRİ: Nedret
1922 KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri: Kiralık Konak
1922 KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri: Nur Baba
1922 TALU, Ercüment Ekrem: Asriler
1922 TALU, Ercüment Ekrem: Gün batarken
1922 TALU, Ercüment Ekrem: Kopuk
1922 ZORLUTUNA, Halide Nusret: Hanım Mektupları
1923 DELİBAŞI, Ali Süha: İkinci Gençlik
1923 DERVİŞ, Suat(Baraner): Hiçbiri
1923 DERVİŞ, Suat(Baraner): Ne Bir Ses Ne Bir Nefes
1923 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Kızıltuğ
1923 SAFA, Peyami: Sözde Kızlar
1923 SAFA, Peyami: Şimşek
1924 ADIVAR, Halide Edip: Kalb Ağrısı
1924 DERVİŞ, Suat(Baraner): Buhran Gecesi
1924 DERVİŞ, Suat(Baraner): Fatmanın Günahı
1924 EFE, Necdet Rüştü: Bir Damla Gözyaşı
1924 GÜNTEKİN, Reşat Nuri: Damga
1924 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Efsuncu Baba
1924 KESTELLİ, Raif Necdet: Ziya ve Sevda
1924 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Atlı Han
1924 MEHMET RAUF: Karanfil ve Yasemin
1924 SAFA, Peyami: Bir Akşamdı
1924 SAFA, Peyami: Mahşer
1924 SELÂHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Zaniyeler
1924 SELAHATTİN ENİS: Zaniyeler
1924 TEK, Müfide Ferit: Pervaneler
1924 UŞAKLIGİL,Halıt Ziya: Kırık Hayatlar
1925 GÜNTEKİN, Reşat Nuri: Dudaktan Kalbe
1925 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Tebessüm-i Elem
1925 MEHMET RAUF: Genç Kız Kalbi
1925 MORKAYA, Burhan Cahit: Aşk Bahçesi
1925 SAFA, Peyami: Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü
1925 SAFA, Peyami: Canan
1925 TALU, Ercüment Ekrem: Kan ve İman
1925 TALU, Ercüment Ekrem: Şevket-meab
1925 YESARİ, Mahmut: Çoban Yıldızı
1925 ZORLUTUNA, Halide Nusret: Sisli Geceler
1926 ADIVAR, Halide Edip: Vurun Kahpeye
1926 GÜNTEKİN, Reşat Nuri: Akşam Güneşi
1926 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Billur Kalb
1926 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Tutuşmuş Gönüller
1926 GÜZİDE SABRİ: Yaban Gülü
1926 KARAKURT, Esat Mahmut: Çölde Bir İstanbul Kızı
1926 KARAKURT, Esat Mahmut: Vahşi Bir Kız Sevdim
1926 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Türk Korsanları
1926 MEHMET RAUF: Böğürtlen
1926 MORKAYA, Burhan Cahit: Kızıl Serap
1926 SELAHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Aşkım Günahımdır
1926 SELÂHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Cehennem Yolcuları
1926 SELAHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Geceye Aşık
1926 SELAHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Gönül Avcısı
1926 SELAHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Menekşe Demeti
1926 SELÂHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Sara
1926 SELAHATTİN ENİS: Cehennem Yolcuları
1926 SELAHATTİN ENİS: Sara
1926 TALU, Ercüment Ekrem: Kundakçı
1927 BENİCE, Ethem İzzet: Çıldıran Kadın
1927 BENİCE, Ethem İzzet: Izdırap Çocuğu
1927 BENİCE, Ethem İzzet: Yakılacak Kitap
1927 GÜNTEKİN, Reşat Nuri: Bir Kadın Düşmanı
1927 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Evlere Şenlik Kaynanam Nasıl Kudurdu?
1927 KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri: Hüküm Gecesi
1927 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Seyit Ali Reis
1927 MEHMET RAUF: Ceriha
1927 MEHMET RAUF: Define
1927 MEHMET RAUF: Son Yıldız
1927 MEHMET RAUF: Son Yıldız
1927 MORKAYA, Burhan Cahit: Ayten
1927 TALU, Ercüment Ekrem: Meşhedi ile Devr-i Alem
1927 YESARİ, Mahmut: Çulluk
1927 YESARİ, Mahmut: Pervin Abla
1928 ADIVAR, Halide Edip: Zeyno’nun Oğlu
1928 AKA GÜNDÜZ: Bir Şoförün Gizli Defteri
1928 AKA GÜNDÜZ: Dikmen Yıldızı
1928 AKA GÜNDÜZ: Odun Kokusu
1928 AKA GÜNDÜZ: Tang Tango
1928 BAŞAR, Şüküfe Nihal: Renksiz Izdırap
1928 DERVİŞ, Suat(Baraner): Gönül Gibi
1928 GÜNTEKİN, Reşat Nuri: Acımak
1928 GÜNTEKİN, Reşat Nuri: Yeşil Gece
1928 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Ben Deli miyim?
1928 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Kokotlar Mektebi
1928 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Mezarından Kalkan Şehit
1928 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Muhabbet Tılsımı
1928 GÜZİDE SABRİ: Hüsran
1928 KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri: Sodom ve Gomore
1928 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Gültekin
1928 LEVENT, Agah Sırrı: Acılar
1928 MEHMET RAUF: Kan Damlası
1928 MORKAYA, Burhan Cahit: Harp Dönüşü
1928 MORKAYA, Burhan Cahit: Hizmetçi Buhranı
1928 TALU, Ercüment Ekrem: Gemi Arslanı
1928 TAN, M.Turhan: Cehennemden Selam
1928 TEPEDELENLİOĞLU, Nizamettin Nazif: Deli Deryalı
1928 TEPEDELENLİOĞLU, Nizamettin Nazif: Kara Davut
1928 YESARİ, Mahmut: Ak Saçlı Genç Kız
1929 AKA GÜNDÜZ: İki Süngü Arasında
1929 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Kozanoğlu
1929 MEHMET RAUF: Halas
1929 YESARİ, Mahm
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Son Yazılarım
- Türkçedeki Yabancı Sözcükler
- “Su Kasidesi”
- Türk ve Dünya Edebiyatında İlkler
- Edebi Türler Hakkında Kısa Bilgiler
- Türk Dil Kurumu İncelemesi
- Genel Olarak Dil Nedir ?
- Türkçe’nin Matematiği
- İstiklal Marşı ve Açıklaması
- Edebiyat Dergileri
- ANA